YENİ DÜNYA DÜZENİ VE TÜRK DÜNYASI-3 “TÜRKİYE'NİN TARİHİ SORUMLULUĞU VE YENİ YÜZYILIN STRATEJİSİ”
YENİ DÜNYA DÜZENİ VE TÜRK DÜNYASI-3 “TÜRKİYE'NİN TARİHİ SORUMLULUĞU VE YENİ YÜZYILIN STRATEJİSİ”
İşte tam bu noktada Türkiye'nin ve Türk Dünyasının önünde tarihi bir fırsat bulunmaktadır.
İşte tam bu noktada Türkiye'nin ve Türk Dünyasının önünde tarihi bir fırsat bulunmaktadır.
Dünya, yalnızca siyasi dengelerin değiştiği bir döneme değil, aynı zamanda ekonomik merkezlerin yer değiştirdiği yeni bir sürece girmiştir. Son iki yüzyılda küresel ekonomiye yön veren güç merkezleri bugün ciddi bir dönüşüm yaşamaktadır. Atlantik merkezli düzenin etkisi azalırken, Asya merkezli yeni ekonomik ve siyasi hatlar güç kazanmaktadır. Bu dönüşüm, yalnızca devletlerin değil, medeniyetlerin de yeniden konumlandığı bir dönemi ifade etmektedir.
İşte tam bu noktada Türkiye'nin ve Türk Dünyasının önünde tarihi bir fırsat bulunmaktadır.
Bugün Türk Dünyasının önündeki en büyük eksiklik, ortak bir vizyonun varlığı değil, bu vizyonu hayata geçirecek güçlü bir koordinasyon merkezinin yeterince oluşturulamamış olmasıdır. Oysa tarihsel birikimi, devlet tecrübesi, ekonomik kapasitesi, savunma sanayisindeki ilerlemesi, genç nüfusu ve jeopolitik konumu dikkate alındığında bu koordinasyonun doğal merkezi Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Türkiye'nin üstlenmesi gereken rol, yalnızca ağabeylik veya liderlik tartışmaları üzerinden değerlendirilmemelidir. Türkiye, Türk Dünyasının ortak hedeflerini belirleyen, kurumlarını güçlendiren, ekonomik entegrasyonu hızlandıran ve geleceğe yönelik stratejik planlamaları yönlendiren bir merkez ülke konumuna yükselmelidir.
Özellikle Orta Asya, önümüzdeki dönemin en kritik jeopolitik bölgelerinden biri olacaktır. Enerji kaynakları, genç nüfusu, yer altı zenginlikleri, ulaşım koridorları ve büyüyen pazarlarıyla Orta Asya, yeni dünya ekonomisinin önemli merkezlerinden biri olmaya adaydır. Bu nedenle Türkiye'nin bölgeye bakışı yalnızca kültürel bağlar üzerinden değil; ekonomi, teknoloji, sanayi, lojistik ve eğitim ekseninde yeniden şekillendirilmelidir.
Türk Devletleri arasındaki ilişkiler artık sadece zirveler ve iyi niyet açıklamalarıyla sınırlı kalmamalıdır. Ortak yatırım fonları kurulmalı, ulaşım ağları bütünleştirilmeli, enerji koridorları genişletilmeli ve ortak üretim bölgeleri oluşturulmalıdır. Türk Dünyasının geleceği yalnızca ham madde ihraç eden ülkeler olmaktan değil, yüksek teknoloji üreten, bilgi ekonomisine yön veren ve küresel rekabet gücü oluşturan ülkeler haline gelmekten geçmektedir.
Bu noktada Çin gerçeği de doğru okunmalıdır.
Çin'in son yıllarda ortaya koyduğu ekonomik büyüme modeli, Kuşak ve Yol Projesi ile oluşturduğu ticaret hatları ve küresel yatırım stratejileri, dünya ekonomisinin yönünü değiştirmektedir. Ancak Türkiye'nin burada yapması gereken, herhangi bir gücün etki alanına girmek değil; kendi milli çıkarları doğrultusunda dengeli ilişkiler kurabilmektir. Türkiye, Çin ile ekonomik iş birliğini geliştirirken Türk Dünyasının hak ve menfaatlerini de koruyabilen bir diplomatik denge kurmalıdır. Çünkü yeni dünya düzeninde başarılı olacak ülkeler, taraf olanlar değil, denge kurabilenler olacaktır. Aynı şekilde Avrupa, Amerika, Rusya ve Çin arasında şekillenen güç mücadelesinde Türkiye, edilgen bir aktör değil, oyun kurucu bir ülke olmalıdır. Bunun yolu ise güçlü ekonomi, güçlü diplomasi, güçlü üretim ve güçlü bölgesel iş birliklerinden geçmektedir.
Yeni yüzyılda devletlerin gücü yalnızca askeri kapasite ile ölçülmeyecektir. Yapay zeka, teknoloji, enerji, gıda güvenliği, lojistik ağlar ve bilgi üretimi yeni dönemin belirleyici unsurları olacaktır. Türk Dünyası bu alanlarda ortak hareket edebildiği ölçüde küresel sistem içerisinde söz sahibi olabilecektir.
Bugün Türk Dünyasının önünde iki seçenek bulunmaktadır. Ya mevcut imkanlar yeterince değerlendirilemeyerek her devlet kendi sınırları içerisinde hareket etmeye devam edecek ya da ortak hedefler doğrultusunda hareket edilerek küresel ölçekte etkili bir güç merkezi oluşturulacaktır.
Tarih göstermektedir ki milletler bazen yüzyıllar boyunca bekledikleri fırsatlarla karşı karşıya kalırlar.
Türk Dünyası için böyle bir dönem yaşanmaktadır.
Türkiye'nin görevi yalnızca bu süreci takip etmek değil, bu sürece yön vermektir. Çünkü Türk Dünyasını ortak hedeflerde buluşturabilecek siyasi tecrübe, kurumsal kapasite ve stratejik vizyon en güçlü şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nde bulunmaktadır.
Yeni dünya düzeninde güçlü olmak isteyen Türk Dünyası, ortak geleceğini bugünden inşa etmek zorundadır. Bu geleceğin anahtarı ise güçlü bir Türkiye, güçlü bir iş birliği ve ortak bir medeniyet vizyonundan geçmektedir.
Unutulmamalıdır ki geleceğin dünyasında yer almak isteyenler, değişimi izleyenler değil, değişime yön verenler olacaktır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
